Sevgilinizle yapılan her aktivite çok özel olabilir. Gece yemekleri, sahilde yürüyüş, konserler vb. aktiviteler. Ama ya market alışverişleri? Yani sizin için en önemli yiyeceklerin bulunduğu ve maalesef ki kısıtlandığınız yerler. Bunu hiç düşündünüz mü?
Cuma akşamı işten eve dönmüş ve güzel bir hafta sonu için DVD'lerimi almıştım. Sevgilim akşam yemeği için özel tarifleri olduğunu söyleyip "Canım hadi beraber markete gidelim de birkaç şey alalım. Sana mükemmel yemekler yapacağım," dedi. Hmm... Gerçekten leziz bir teklif, sanırım bana müthiş yemekler yapacak düşüncesiyle bir çırpıda "Pekala hadi gidelim," dedim. Bu kararımızın ardından, bir sokak aşağımızda bulunan markete gittik.
Markete girer girmez, her ne hikmetse, sevgilim tuhaf davranmaya başlıyor. Soluğu sebze reyonunda alıyoruz. "Brokoli ve Brüksel lahanası görebiliyor musun?" sorusu bana tokat gibi geliyor. Bence mükemmel yemek için gerekli reyon az ileride duruyor; pirzola ve bifteklerin dinlendiği yer! "Aşkım hani süper yemek yapacaktın bana, ne brokolisi yaa?" dediğimde "Bundan sonra detoks yapacağız. Sen göbeğinin farkında değilsin," cevabı geliyor. Tişörtümün altındaki göbeğime bakıyorum; gayet sakin ve sevimli gözüküyor. Her gün denize gitmediğim sürece sorun değil sanırım.
"Aşkım pekala, akşam ben ne yiyeceğim?" soruma "Buharda brokoli ve zeytinyağlı ayşekadın," cevabından sonra "Hmm güzel. Pekala, aşkım ikinci sorum şöyle: Akşam ben ne yiyeceğim?" diyerek sorumu yineliyorum.
"Zevksizsin işte. Ne anlıyorsun şarküteri ürünlerden? Sağlıklı beslen biraz," cümlesi beni şarküteri ürünlerine doğru daha da yakınlaştırıyor. Aşkım sebze reyonunda uğraşırken ben de usulca şarküteri reyonunda sepetimi dolduruyorum. Fakat bir el gelip aldıklarımı yerine geri koyuyor. Kafamı kaldırıp baktığımda işte o kötü karakter. SEVGİLİM !...
"Ya, aşkım ne yapıyorsun, bari şuradan cips alayım birkaç tane," desem de kocaman bir "Hayırrrr, bu hafta detoks yapacağız, arın biraz artık şu ürünlerden," cevabı geliyor. Arınmak mı? Hem de o ürünlerden? Ben bu bünyeyi onlarla yetiştirinceye kadar neler çektim. Çemensiz pastırmalar, sucuklu tostlar ve cipsler. "Esas sen bu düşüncenden arın," demek istiyorum ama hemen frene basıyorum. "Senin detoks dediğini şarküteri ürünlerle, pirzolalarla yapsınlar bak nasıl patlıyor. Önemli olan imkansızla olağanı başarmak," dediğimde "Bu felsefelerini kendine sakla ve şu göbeğini kaldırıp yardım et bana," diye azarlanıyorum. Taktı göbeğime... 1,76 boyunda, 71 kilo ağırlığında ve son 25 dakikaya kadar sağlıklı bir adamdım.
"Aşkım o zaman sen bunları alırken ben de ilerideki raftan siyanür alayım. Bu işi acısız bir şekilde bitirelim" dediğimde "Zevzek!" cevabını alıyorum. Şeytan diyor ki "Market arabasıyla son sürat cips reyonuna dal; patlayan cips paketleriyle olay mahallinde saatlerce yaralı numarası yapıp kal." Kasaya geliyoruz, market arabası yemyeşil. Bir tek sevindirici yanı her zamankinden daha az ödemem oluyor. Ama sucuklarım ve cipslerim için fazla ödemeye razıydım.
Evde buharda pişen kuru gürültüleri bol su içerek mideye indiriyorum. Ama aşağıya inenleri midem tanımlayamıyor ve sürekli "Hadi artık ne zaman yemek yiyeceğiz?" der gibi gurulduyor. Saat gece yarısını gösterdiğinde sevgilim yatmaya gidiyor. Giderken de "Aşkım bak bu gece rahat uyuyacaksın, yediklerin seni hiç rahatsız etmeyecek," iletisini alıyorum. "Evet aşkım süper oldu bu yemekler, sen yat hadi yat," diye yanağına öpücük kondurduktan 12 dakika sonra telefon elimde ve karşımda Marmaris Büfe... Yaşasın, içimden "Goooollll!" diye bağırmak geliyor. "Evet şimdi, 2 dilli kaşarlı, 1 süper ayvalık, 2 de hamburger gönder... Kaç kişilik servis mi? Eee 3 kişilik servis gönderin... İçecek mi? Eeee, kola olmaz midemi yakar bu saatte, ayran da uykumu getirir... Hehh, sen en iyisi detoks niyetine havuç suyu gönder... Adres veriyorum..."
16 Ağustos 2008
sayı:5