Hiç düşündünüz mü her gün acele telaş çıktığınız ya da yorgun adımlarla döndüğünüz eviniz aslında dünyanın en güzeli mekanıdır diye?
Duyulan can sıkıntısıyla açılan birkaç telefondan sonra mutlaka "dışarıda" bir yere rezervasyon yaptırıp arkadaşlarınızı da yanınıza can simidi gibi doluyorsunuz değil mi? Hiç, çok mutlu ve kendinizi harika hissettiğiniz bir gün evinizin odalarının birinde geçireceğiniz değişik bir program yapıyor musunuz? Yapanlardansanız korkmayın deli değilsiniz, sadece kendinizle barışık olduğunuz için çok şanslısınız...
Burada bahsedilen asla ama asla bir depresyon günü değildir. "İşinizden ve özel hayatınızdan vakit çalıp hiç evinizde soluklandınız mı?" sorusuna cevap aramaktır... Eviniz, evimiz, evleri... Bu hayattaki en bakir alanımız aslında. Yeryüzünde sizden başka hiçbir canlının dokunmadığı kadar bakir bir mekan...
Her şeyiyle doğal; güzelliğinizle - çirkinliğinizle, kavganızla - barışıklığınızla, sinirinizle - mutluluğunuzla, gözyaşınızla - hayallerinizle, sizinle - sizsiz; sadece ama sadece size ait hayatınızın en önemli kalesi. Nasıl ki bekaret bugün maalesef ki bakire olmadığını ailesine ve topluma itiraf edemeyenlerin en büyük evlilik silahıysa, eviniz de sizin en büyük silahınız. Bir erkek nasıl 2000'li yıllarda özgür bir hayattan hoşlanacak kadar kadının kokusundan dahi korkuyorsa, evimizdir en büyük kalemiz. Yazarız, çizeriz, ağlarız, güleriz ama o bize asla ihanet etmez. Tıpkı okul sıralarından kalma dostumuz gibi.
Onu boyatıp güzel mobilyalarla döşememiz midir verebileceğimiz en güzel hediye? Sanmam; o da bizimle ilgili, kendi istediğimiz şekle büründürürüz evimizi tıpkı sevgililerimize yapmaya çabaladığımız gibi. Kırmızı çok şık duracak bilmem kimin evinde gördüğümüz gibi. Evet, kırmızı gömlek de eminim ki çok iyi durur sevgilinizin üzerinde; tıpkı geçen gün izlediğiniz dizide beğendiğiniz çocuğun üzerinde durduğu gibi. Farkında mısınız, kırmızı koltukla kırmızı gömlek arasında hiçbir fark yok. Hayatınızdaki en önemli 2 obje; sevgiliniz ve koltuğunuz ya da kocanız ve koltuğunuz... Tıpkı bakireyim deyip de evlilik listesini erkek tarafının önüne süren bakir zihniyet gibi...
Ey hayat uyan artık! Yıl 2008; artık evinizi boydan boya aynayla kaplatmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Ayna diyorum çünkü bir türlü kendimizle yüzleşmeyi öğrenemedik. Kadının en büyük düşmanının kadın olduğu sosyal yaşamda kadınlar para kazanıyor, ev sahibi oluyor, yaşamlarını idame ettiriyor. Bakir zihniyetler tarafından "tu kaka" olarak işaret parmağıyla gösterilip dışlanıyorlar. Sözüm İstanbul'a, diğer şehirlerdeki durumları bilemem. Sözüm kadınla erkeğin eşit olduğu ekonomik döngünün kalbinin attığı İstanbul için...
Her şey seçimden ibarettir; herkesin seçimine saygım sonsuz. Bekaret ya da kadınlık seçimini yaparsın ve hayatını çizersin. Ama arası yoktur; ya kırmızıdır ya da beyazdır. Pembe diye bir şey yok; o pembe panjurlu ev bizim uydurduğumuz bir masaldan ibaret, o kadar. Evimize koyduğumuz mobilyalar ve sevgililerimiz de bizim tercihlerimizden ibaret, o kadar... Ortası yok; evin varken eşyasız, sevgilin varken nasıl bekar olamazsan ve çağ artık internet çağıyken "tek tuşla" tüm dünya avucunun içindeyken kalamazsın bakir zihniyetinle...
Modern kadın olgusundan bahsettik daha önce, boşanan kadınlar artık aynı evi paylaşıyor dedik. Boşuna demedik bunu, çünkü tüm gün çalıştığımız tüm para o evlerin kiralarını ödemek için. Erkeğin ve erkeğin zihniyetini haklı çıkaran bakir zihinli kadınların olgusunun sonucudur bu karmaşık yaşam... Bence hemen evimize dönelim; eve güzel mobilyalar almak yerine, en fazla güneş gören camına kocaman bir kristal asalım. Feng Shui öyle diyor, tüm gün o kristal güneşin en güzel ışıklarını emsin ve evimizden içeri yansıtsın. Silelim tüm negatif zihinleri ve enerjileri. Bu hafta bir kere olsun dünyanın en güzel mekanı olan evimizin keyfini çıkaralım internetle. Kapatalım MSN'leri, Facebook'ları; sadece yemek siparişi vermek için yazalım adresleri. En güzel ziyafeti çekelim kendimize. Bu arada tüm bunları yaparken, uzun yıllardır giymeyi beklediğimiz o çok güzel (eminim hepimizin gardırobunun köşesinde duruyor) gece elbisesini giyelim. Topukluları, kadın gücü adına geçirelim ayağımıza; çekelim gözümüze kalemlerimizi; hazırlayalım en çok sevdiğimiz filmin DVD'sini ve tek derdimiz "internetten ne yemek siparişi verelim" olsun.
Sakın korkmayın; bu yanlızlık değil, özgürlük ve kendi hayatınızın keyfini çıkarmak! Açın interneti ve verin yemek siparişinizi. İnternetten yemek siparişi vermek için Yemeksepeti hala bu konuda lider. Uzakdoğu mutfağında da Sushico'nun eve servisi mükemmel. Her türlü mutfakla ilgili seçenek bulabileceğiniz bir başka adres de www.istanbul.aloyemek.com. Bir de yemeğimizin üzerine patlayana kadar tatlı yiyelim derseniz o zaman da Mado'nun eve siparişiyle gerçekten tatlı dünyası ayağınıza geliyor. Bu arada tüm bu işlemler için bir kereye mahsus olmak üzere üşenmeyin üye olun, sistem zaten sizi ikinci girişinizde tanıyor. Sanırım benim tercihim, Yemeksepeti'nden Marmaris Büfe olacak. Ne yapayım, bence dünyanın en güzel yemeği hala "dilli kaşarlı tost"!
25 Eylül 2008
sayı:5