Rolling Stone

YAZARLAR
Aşık İstanbul ve Shakespeare: Swiss Otel Gaja

Gülden Güre

Yıllardır İstanbul her şeye benzetildi; en kötü halinden en asil manzarasına kadar. İstanbul'da yaşayanlar ne ondan vazgeçebildi, ne de onunla yaşayabildi... Tıpkı bir aşık gibi, İstanbul hem canımızı yaktı hem de bize unutulmaz anlar yaşattı... Shakespeare gibi yapmalıyız belki de; yaşadığımız aşkı içimizde tutup onun mutluluğu için uzaktan sevmeliyiz onu...

Düğünleri hiç sevmem! Gelin ile damadın bir format içine yerleştirilip usulden gülücükler dağıtma olayına oldum olası ısınamamışımdır. Onlar önde maket bebek gibi evcilik oynarken davetlilerin bir türlü düğün organizasyondan memnun olmamasından ise daral geçiririm. Bu yüzdendir ki otelleri de pek sevmem. Çünkü otel demek, muhakkak oradaki bu sıkıcı düğünlerden bir tanesine katılıp da daralma hikayelerimi hatırlamam demektir.

Büyük bir çabayla, otellerde açılan restoranlardan uzak dururum. Daha kolay ulaşabileceğim yerler ve temiz ferah hikayelerden oluşan restoranları hep tercih ederim. Bir de belirtmeden geçemeyeceğim ki etrafımda bu güne kadar ne kadar "görgüsüz" diye nitelendirdiğim insan varsa hepsinden şu otelin restoranında şunu yedim, böyle hesap ödedim hikayelerini dinlediğim için; gerçekten de otellerin restoranlarından itinayla uzak dururum. Bu durumu bilen sevgilim de bugüne kadar hiç böyle bir teklifte bulunmadı. (Gerçi bu konuyu başka bir yazıda daha da uzunca sizinle paylaşmak isterim çünkü sevgilimin dışarıda yemek yemekle ilgili ciddi problemleri vardır. Zamanında ne hikayeler yaşadı bilmiyorum ama onun da hayatta en çok korktuğu şey "dışarıda yemek yememiz".)

Her neyse, esas konuya dönmek gerekirse, İstanbul'un hiç beklenmedik bir şekilde sıcak geçen akşamlarından birinde arabayla oradan oraya dolandıktan sonra tam eve dönmek üzereydik ki bir anda Swiss Otel'in önünde durduk. Ne olduğunu bile anlayamadan kendimi otelin asansöründe buluverdim. Soru sormaya bile cesaret edemeyen gözlerime bakıp, "Birisiyle buluşacaktık, kusura bakma," dedi! Hoppala, bu da ne? Ne oluyor, kırk yılın başında dışarı çıkmışız, kiminle neden böyle gangsterler gibi buluşacağız? Hay Allah'ım, kalbim küt küt atıyor, asansör çatıya doğru ilerliyor, içimden Reiki'ye ait ne kadar koruma kalkanı varsa kuruyorum ve kapı açılıyor. Tek bildiğim otelin çatısında ilerlediğimiz... Nerede olduğuma bile bakamadan gördüğüm şey, bize yardımcı olmak için gelen garsona sevgilimin yavaşça bir şey söylemesi olunca daha da kıllanıyorum. Garson, o ve ben tek hizada yürürken, "O da ne? Evet!" diyerek birden çığlık atıyorum! Karşımdaki enfes İstanbul manzarasını görünce hiçbir şey sormadan geldiğim oyunu anlıyorum.

O gece İstanbul'da bir "yaz gecesi rüyası ruhu"yla, birbirimizle buluşmaya gitmişiz. Türlü türlü oyunlarına geldiğim sevgilim, bir kez daha beni şaşırtmayı başarıyor ve kahkahadan yerlere yatıyor. En etkileyici bakışıyla sadece izle; gerçek İstanbul'u ve bizi izle diyor. Zaten Swiss Otel'in çatısında yer alan Gaja'da ilk önce sadece izliyorsunuz ve çok uzunca bir süre sipariş veremiyorsunuz. Boğaz Köprüsü ayağınızın altında, ışıklarla pırıl pırıl giyimli bir İstanbul; o kadar güzel ki bir kez daha "Evet her ne kadar hayatımda en fazla bu şehirle kavga etsem de, ayrılıp kurtulup gitmek istesem de bir türlü onsuz yaşayamayacağım eşşiz güzellikteki bir sevgili kadar etkileyici İstanbul," diyorsunuz. Asalet içerisinde size kim ve neden burada olduğunuzu hatırlatıyor.

Sıcak çikolatamızı yudumlarken oyuna gelmemden çok etkilenen garsonlar da bize eşlik ediyor o geceye... Alt katlarındaki restoranlarından da bahsedip bu kış herkesi oraya beklediklerini de belirtmeden geçmiyorlar. Gecenin bir yarısında apar topar eşek şakasıyla Gaja'ya gittiğim için yemek yemedim ama sıcak çikolatanın tadı hala damağımda. Tıpkı Gaja'dan İstanbul'un Shakespeare'yen anlatımı kadar romantik ve aşk dolu gözükmesini unutamayacağım gibi, bu lezzeti de unutmayacağım. Sıcak çikolatam bittiğinde, aslında kalıplara bağlı kalmamak gerektiğini vurguladı beynim kalbime. Düğünleri sevmeyebilirdim, otelleri de ama kim bilir belki de kendi düğünümü sevebilirdim? Hiç gaza gelmeden kendi kişiliğimizi yansıtan bir düğün hayal edebilirsem, sanırım artık düğünleri de sevebilirdim... Bu yüzden en yakın arkadaşlarımı görevlendirdim; benim için, bizim nesle ait düğün mekanları nereleri olabilir diye araştırıyorlar! Onlar araştıra dursun ben Swiss Otel'in tepesinde İstanbul'la olan aşkımı tazeliyorum!

3 Kasım 2008

sayı:7



Yorum sayısı: 0 



 
 

Joy'a
Abone Olun

Siz de çok özel fırsatlarla yepyeni bir dünyaya adım atın!

DİĞER YAZARLAR HABERLERİ