Rolling Stone

YAZARLAR
Cumartesi Gecesi Ateşi

Erkan Erten

Haftanın en sevdiğim günü Cuma'dır. İşler biter, hafta sonununun ilk gündür ve Cumartesi gününün arifesidir. Tüm hafta çalışıp güzel bir Cumartesi'nin hayalini kurarız. Ama ya o mükemmel günün programı sizin iradeniz dışında oluşmuş ise ve sevgiliniz tarafından ayarlanmış bir Cumartesi yaşamak zorunda kalırsanız? Ateşler içinde bir Cumartesi sizi bekliyor demektir.

Her Türk erkeği gibi ben de Cumartesi günlerini iple çekenlerdenim. Öğlene kadar uyku, ardından güzel bir kahvaltı, televizyonun karşısına geçip elde gazetelerle saatlerce keyif çatma ve akabinde de gece dışarıya çıkma fikri her zaman için beni heyecanlandırmıştır. Tabi en büyük heyecanımı bu plan ve programı yaparken yaşarım.

Kahvaltımı edip gazetelerimi almak için dışarıya çıktım ve geri döndüğümde sevgilim telefondaydı. "... pekala, telefonunu alabilir miyim? Hı hı... evet... tamam teşekkür ederim." Telefon kapanıyor ve bu sefer alınan numara bana uzatılıp "Aşkım şu telefonu arayıp akşam için rezervasyon yaptırır mısın?" sorusu yöneltiliyor. Numara Anadolu yakasına ait. "Aşkım neresi burası, ne rezervasyonu?" soruma sevgilim, "Kalamış Hai Sushi'de yer ayırtalım, çoktan beri gitmedik," cevabını veriyor. Hai Sushi mi? Cumartesi gecesi çiğ balık ve soğuk pilav mı yiyeceğim? Bu hiç bana göre değil. "Ya güzelim bu trafikte karşıya mı geçeceğiz? Hem bende araba yok kuzenlerden birinin arabasını almamız gerek..." bahanesiyle Avrupa yakasında vakit geçirme istediğimi yineliyorum ama nafile. Sevgilim hemen "Aman aşkım kırk yılın başında bir sürpriz yapayım sana dedim, hevesim kursağımda kaldı," diye yakınıyor. Ne sürprizi, kendi kendine sürpriz hazırlayıp beni de bu oyuna davet ediyorsun, pes doğrusu! Hay suşine de, sana da diyerek kavga etmemek için kendimi zor tutuyorum ve akabinde telefonla Hai Sushi'de rezervasyon yaptırıyorum.

Saat yedi gibi, takıp takıştırıp sürüp sürüştürüp hazır bir halde arabalarını almak için kuzenlerimi arıyorum ama ikisinin de Cumartesi gezmeleri var ve arabamız yok. Hemen bir taksiye atlıyoruz ve deli gibi bir trafiğin içine dalıyoruz. Taksici ile süren uzun bir sohbetten sonra Kalamış'a varıyoruz. Tansiyonum düşmüş, gözlerim seyirir halde restorana giriyoruz. Sevgilim zevkten dört köşe "Aşkım ay çok acıktım şu raydaki tüm suşileri yiyebilirim," diyerek hemen oturuyor. Ben ise nereye gittiğini bilmediğim o suşi servis rayına binip oradan uzaklaşmak istiyorum.

Siparişler veriliyor ve çiğ balıklar tüketiliyor. Bu somonlu, bu yosunlu, bu pirinçli, bu havyarlı derken aç biilaç kalıyorum. Her şey bir yana, enteresan olan etrafımızda oturan herkesin kendini zengin hissetmesi. Gariban Japonların zamanında açlıktan ölmemek için yedikleri çiğ balıkları yiyenlere bir gaz geliyor ve üst perdeden servetlerini anlatan konuşmalar başlıyor. Karşımızda oturan iki yaşlı adam, ki eminim Fransız İhtilali'nin canlı tanıklarıdır, öyle bir anlatıyorlar ki sanırsın Lehman Brothers'a kredi verecekler. Önümde duran wasabiyi ağızlarına tıkmak istiyorum, sinirlerim geriliyor ve hesabı halledip kalkıyoruz. Sevgilimden "Aşkım kahveleri de ben ısmarlayayım," teklifini alıyorum ve hemen karşımızda duran Chocolatte'a giriyoruz.

Aman Tanrım, burası eskiden bir bar kafeydi ama şimdi içerideki herkes Kurtlar Vadisi'nden kaçmış gibi görünüyor. Kızlarda sahte çantalar, saçma makyajlar, çakma ayakkabılar ve YKM vitrini büyüklüğünde gözlükler. Erkeklerde ise Big Ben büyüklüğünde saatler ve marka takıntısı durumu. Bir masaya oturuyoruz siparişlerimiz geliyor. Sevgilim gerildiğimi hissediyor ve kahvelerimizi içip kalkıyoruz.

Eve dönme yolculuğumuz olaylı başlıyor, bu sefer de taksi bulamıyoruz. Saatlerce beklediğimiz Fenerbahçe İşkembecisi'nin önünden dolmuşa atlayıp Avrupa yakasına geçiyoruz. Allah'ım sana şükür, kabus gibi bir gecenin sonuna geliyoruz ama beni kendime getirecek bir tek şey var. Dolmuş Beşiktaş'a geliyor ve "Müsait bir yerde inebilir miyiz?" diyorum. Sevgilim şaşkın, "Bu saatte ne işimiz var Beşiktaş'ta?" der gibi bana bakıyor. Tam da istediğim yer bizim için müsait oluyor ve iniyoruz. Ta taa ...karşımızda Şampiyon Kokoreç. "Aşkım ama ben tokum," diyen sevgilimi, tabiri caizse kolundan sürükleyip fütursuzca midye dolma ve kokoreç tüketmeye götürüyorum. İşte Cumartesi gecesi bu...


10 Kasım 2008

sayı:7



Yorum sayısı: 1 
adododo > 22/12/2008 13:44:51

tam benim kalemim süpersin.kokoreç midye harika:)



 
 

Joy'a
Abone Olun

Siz de çok özel fırsatlarla yepyeni bir dünyaya adım atın!

DİĞER YAZARLAR HABERLERİ